Makaleler

Miyom nedir?

Miyomlar rahmin düz kas tabakasından köken alan çoğunlukla iyi huylu olan tümörlerdir. Miyomlar aynı zamanda fibroid olarak da tanımlanabilmektedir. Rahmin içindeki yerleşim yerine göre sınıflandırılmaktadırlar. Genel olarak bakıldığında rahmin dış tabakasında yer alan miyomlar bası semptomlarına sebebiyet vermektedirler. Bunlar; sık idrara çıkma, kabızlık, ishal, karın şişliği, karına ağrısı şeklinde olamktadır. Rahmin tam kas tabakası içerisinde yer alan miyomlar ise düzensiz kanamalar, uzamış kanamalar, parça parça olan vajinal kanamalara neden olabilmektedirler. Rahmin en iç tabakasından köken alan miyomlar da yine düzensiz ve aşırı kanama yapmasının yanı sıra, kısırlık (infertilite) ya da tekrarlayan düşükler ve gebelik kayıplarına sebebiyet vermektedirler. Tekrarlayan düşükler ve gebelik kayıpları için ayrı parantez açmak gerekirse miyomun yerleşim yerinden bağımsız olarak ve boyutundan bağımsız olarak tekrarlayan düşükleri olan hastalarda miyomların rahimden vücuda salgıladığı sitokinlerin de bu düşüklerde etken olduğu bilinmektedir. Miyomlar östrojen ve progesteron duyarlı tümörlerdir. Bu nedenle çoğunlukla menapoz sonrası küçülme eğilimi gösterirler. Her 4 kadından birinde miyom olabilmektedir. Miyom varlığı mutlak tedavi gerektirecek bir durum değildir. Miyomlar semptomatik (şikayet varlığı) ise tedavileri önemlidir. Miyomların medikal tedavisi ne yazık ki mümkün değildir. Gebelik istemi olan hastalarda miyomların yerleşim yeri de dikkate alınarak özellikle rahim duvarına bası yapıyorlarsa ya da rahim anatomisini bozuyorlarsa boyut farketmeksizin tedavi önerilir. Genellikle 30 lu yaşlarda karşılaştığımız miyomlara daha erken yaşlarda da saptadığımız durumlar oluşabilmektedir. 45 yaş ve üzeri ve özellikle büyüme gösteren miyomlarda kansere dönüşme ihtimali artmaktadır. Bu tarz miyomu olan hastaların takiplerini aksatmamaları önerilmektedir.
Miyomlar hormon bağımlı tümörler oldukları için ilk adet yaşı erken olan kadınlarda, vücut kitle indeksi yüksek olan kadınlarda görülme ihtimali daha yüksektirler. Miyomlar çoğunlukla belirti vermeden saptanabildikleri için kadınların yıllık rutin jinekolojik muayenelerini aksatmamaları önerilir.
Miyomların cerrahi tedavisinde açık ameliyat, laparoskopik cerrahi ya da robotik cerrahi uygulanabilmektedir. Açık ameliyatı devasa büyüklükteki miyomlar haricinde çok tercih etmemek gerekir. Laparoskopik yani kapalı ameliyat ise altın standart tedavi yöntemi olmaktadır. Kapalı miyom ameliyatı hem konfor hem daha erken günlük yaşama dönüş daha az kanama ve izsiz bir yöntem olması nedeniyle daha çok tercih edilen yöntem olmaktadır.

 

Endometriozis nedir?

Endometriozis rahmin en iç tabakasında yer alan endometrium hücrelerinin rahmin dışında başka yerde yerleşmesine verilen isimdir. Kronik pelvik ağrının en sık sebeplerinden birisi endometriozis hastalığıdır. Üreme çağındaki kadınların %15-25 inde karşımıza çıkan endometriozis hastalığı hormon bağımlı genetik geçişliliği olan bir hastalıktır. Endometriozis 4 evreden oluşmaktadır. Evre 1 peritoneal endometriozis olarak tanımlanır ve karın iç zarında çoğunlukla semptom vermeden yerleşen endometriozis halidir. Evre 2 endometriozis bir diğer tanımı endometrioma ( çikolata kisti ) olaran adlandırılmaktadır. Yumurtalıklarda içeriği çikolata kıvamında olan kistler olarak karşımıza çıkmaktadır. Evre 3 endometriozis orta seviyede endometriozis olarak tanımlanır. Evre 4 endometriozis ise ileri seviye ciddi endometriozis olarak tanımlanmaktadır. Evre 4 endometriozis ise farklı seviyelere ayrılmaktadırlar. Sadece rahmin asıcı bağlarını tutan parametrial form, rahimle barsak arasını tutan ve barsağı tutan formlar ile karşımıza çıkmaktadırlar. Evre 4 endometrizis çoğunlukla şiddetli, hayat kalitesini etkileyen kronik pelvik ağrı, dismenore (adet sancısı), disparüni (ağrılı cinsel ilişki), dizüri (ağrılı idrar), ağrılı dışkılama, siklik olmayan pelvik ağrı ve infertilite ile ilişkilidir. Endometriozisin rahim kas tabakasını tutan formuna ise adenomyozis denilmektedir. Adenomyozis da endometrioz ile ilişkili bir hastalıktır ve endometrioz ile adenomyozis birlikte görülebilmektedir. Adenomyozis semptomları çoğunlukla uzamış pelte kanamalar, karın şişlikleri, karın ağrıları, şiddetli adet sancıları, bel ve bacak ağrıları, ağrılı cinsel ilişkiler ve sistemik bir takım rahatsızlıklar olmaktadır.
Endometriozis ve adenomyozisin tedavi yöntemlerine bakacak olursak, tedavi yöntemlerinde hastanın yaşı gebelik arzusu ön plana alınarak tedavi şekilleri belirlenebilmektedir. Genel tedavi yaklaşımları ise medikal hormonal tedaviler, hormonlu spiral ve cerrahi tedaviler olarak sınıflandırılabilir. Endometriozis ilişkili ağrıda uygulanacak en etkin tedavi yöntemi bir endometriozis uzmanı tarafınca uygulanacak laparoskopik endometriozis cerrahisidir. Yapılan çalışmalar göstermiştir ki endometriozis ile ilgilenen bir hekim tarafından uygulanan endometriozis cerrahisi ile tama yakın ağrılardan kurtulmak mümkündür. Cerrahi sonrası beslenme ve spor ve yaşam tarzı değişiklikleri ile ağrılardan tamamen kurtulmak mümkündür.

Rahim Ağzı Kanser Öncüsü Lezyonlar Nelerdir?

Rahim ağzı kanserinin günümüzde bilinen ve saptanan tek etkeni HPV (human papilloma virusu)’dir. HPV bir çok alt tipi olan DNA virusudur. Bu bir çok alt tipten bazı tipleri (16,18,31,33,35,39,45,51,52,56,58,59,66,68) yüksek riskli HPV tipi olarak geçmektedir. Yüksek risk demek rahim ağzı kanser yapma ihtimali olan tip demektir. Diğer tipler nedeniyle rahim ağzı kanseri henüz saptanmamış olduğu için yukarıda bahsedilen tipler haricinde olan alt tipler yüksek riskli olmayan HPV tipleri olarak bilinmektedir. Yüksek riskli HPV + olan hastaların rahim ağzı kanseri olduğu yönünde bir bilgi doğru değildir. Yüksek riskli HPV ile karşılaşılan hastaların sadece daha detaylı olarak değerlendirilmesi ve ileri tetkiklerinin yapılması gereklidir. 
Smear testi, rahim ağzı kanseri için bir tarama testidir. İzmir smear taramalarında 2 farklı değerlendirme yapılır. Bunlardan biri smear ile rahim ağzından dökülen hücreler patoloji laboratuarına gönderilerek mikroskopla bu hücrelerde değişiklik olup olmadığı değerlendirilir. Diğer değerlendirme ise yine rahim ağzından dökülen hücreler bir fırça ile toplanır ve bu hücrelerin içerisinde HPV DNA olup olmadığı PCR yöntemi ile değerlendirilir. 2. bahsedilen test HPV smear olarak adlandırılır. Ülkemizdeki tarama programı 35 yaş üstü kadınlarda HPV smear alınması ve sonucun negatif geldiği durumlarda 5 yıl aralıklarla HPV smear tekrarı şeklindedir. HPV alınmadan yapılan smear taramasında ise sonucun negatif gelmesi durumunda yılda 1 smear taraması önerilmektedir. İzmir HPV smear olsun, HPV bakılmadan yapılan smear olsun her 2 tarama testi de; sadece tarama testleridir. Bu testlerde problem olması durumunda bu sonucun rahim ağzı kanseri ya da kanser öncesi lezyonu olduğu anlamına gelmemektedir. 
HPV smear pozitif ya da negatif olarak sonuç vermektedir. Negatif sonuç  demek 5 yıl boyunca smear aldırmaya gerek olmadığı anlamı taşımaktadır. Pozitif sonuçta ise kolposkopi denilen işlemin yapılması gerekmektedir. İzmir kolposkopi uygulaması; rahim ağzının özel bir boya ile boyanması ve mikroskopla incelenmesi, incelemede anormal boyanma saptanması halinde o bölgelerden punch (ısırık şeklinde) biyopsi alınması gerekmektedir. İzmir kolposkopi işlemi ağrılı bir işlem olmadığı için anestezi gerektirmeyen bir küçük müdahaledir.
Bazı hastalarda da HPV olmadan smear alındığı ve sonucun negatif sitoloji, ASC-US, CIN-1, CIN-2, CIN-3 olarak raporlandığı görülmektedir. 
Negatif sitoloji; sonucun temiz olduğu anlamına gelmektedir.
ASC-US; patolog hücreleri incelemiş bir anormallik var ama ne olduğuna tam karar verememiş demektir.
CIN-1/2/3; bunlardan biri sonuç olarak geldiyse bu durumda da patolog hücresel değişiklik saptanmış ve 1 dediğinde en hafif 3 dediğinde ise en ileri düzeyde olduğunu belirtmek istemiştir.
Negatif sitoloji haricinde çıkan tüm diğer sonuçlarda yukarıda bahsettiğim üzere kolposkopik işlemi yapılması ve tarama testinin tanısal olarak doğrulanması gerekmektedir. 
Kolposkopi sonrasında çıkan sonuç ise artık nihai sonuçtur ve orada çıkan sonuca göre tedavi düzenlenmesi gerekmektedir.
Genel olarak tedavi yaklaşımı ise; çıkan sonucun derecesine göre takip, kriyo (rahim ağzının dondurulması işlemi),  LEEP (rahim ağzının kısmi olarak çıkartılması işlemi), kapalı rahim alma ameliyatı İzmir olarak sıralanmaktadır.